Yunus Emre Coşan

Şiir-Doğa-Vesairelerin En Güzeli.

GüneyBursa Dergisi 7. sayısı çıktı. Gazete bayilerinde!

Yunus Emre Coşan'ın Küçükağa (Mustafa Kacar) ile yaptığı söyleşinin yer aldığı yazısını bulabilirsiniz. www.guneybursa.org

 


Keles Güncel’in, DağSes’in önemli yazarlarından biri ve okulumuzun değerli öğretmenlerinden olan Yunus Emre Coşan ile Söyleşi…

 

 YASİN ORUÇ - EMİN ÇAĞLAR AKLAN 11 TM KELES ÇPL

 

1)      Hayatınızdaki önemli olayları anlatır mısınız?

 

Hayatımda birçok önemli olay var bunların tümünü sayamam. Bazılarının dillendirilmemesi gerekir çünkü o olaylar bana has ve bende kalmalı. Ancak bazı önemli olaylardan hatırladıklarımı sayabilirim. Mesela 12 Eylül doğumlu olmam gibi. Eylül bana çok şey öğretti. Savaşı, barışı, kargaşayı… Ve hak aramayı öğretti. Ama henüz eylülleri bitiremedim. Bir de Muhasebe bölümü okumak için geldiğim Keles ÇPL’de Genel Lise okumayı sayabiliriz. Bu noktada Coğrafya Öğretmenim Ayhan Dalay’ın katkılarını yok sayamam. Önemli noktalardan biri de İzmir’de okumam. İzmir başka bir şey, ekşi gibi görünen bir elmanın tadına doyulmaması gibi bir şey… Bunu fark etmek için elmayı dişlemeniz gerekiyor, yani ürktüğün şeylerin üstüne gitmeniz gerekir. İzmir’i tercih ederken dışarıdan çok iyi görünmediğini düşünüyordum. Bunda Keles’te okumanın verdiği bir tutukluk da etkili tabii.

 

2)      Öncelikle okulumuzda görev yapmaktan memnun musunuz?

 

Okul demeyelim de Keles’te görev yapmaktan çok memnunum. Benim için öncelik terazinin ağır basamadığı kefesidir. Keles ya da Dağ Yöresi Bursa’da terazinin ağır basmayan kefesidir. Okul benim için farklı bir yer, her şeyden önce ben o okulun öğrencisiydim. Bunu tarifi sanırım şu anda mümkün değil. Ama sıralara baktıkça eski günlerimi özlemiyorum desem yalan olur. Bazen, ‘keşke karşı taraftan tahtaya bakıyor olsaydım’ diyorum ve zaman zaman ders anlatırken sıralara oturuyorum.

 

3)      Okulumuzdaki öğrencilerin durumu nasıl, üniversite seviyemiz ne olur?

 

Her şey üniversite demek değil, çok girişimci kendine güvenen ama okumak istemeyen öğrencilerim var. Bunları başarısız sayamam. Ama üniversite bir etikettir, olması gerekir. En azından okumak gerekir, üniversite havası almak gerekir. Öğrencilerin durumunu çalışma ve not olarak değerlendirirsek pek parlak değil. Ama her birinin farklı bir yaşamı var, kimi köyden geliyor kimi yurtta kalıyor. Böyle bir ortam da bazen diyorsunuz ki bu çocuklar en azından okula geliyor. Sonrası keyif işi… Yani öğrenci okuldan, okumaktan keyif alıyorsa zaten başarı geliyor.

 

4)      Sivil hayattaki yaşam tarzınız nasıl?

 

Okuldan bir farkım yok, orada da neşeli olmaya çalışıyorum. Mutlu olduğum yerlerde, mutlu olduğum kişilerle olmaya çalışıyorum. Belli bir tarzım da yok.

 

5)      Eğer öğretmen olmasaydınız hangi mesleği seçerdiniz?

 

Öğretmen olmasaydım herhalde gazeteciliğin damarlarına kadar dalardım. Matbaasından, sayfa düzeninden, tasarımından, yazarlığına kadar… Benim yerel gazetelerde yazı yazmış olmam gazeteci olduğumu göstermez. İnsanların asli görevleri vardır ve bunun yanında yer alan hobileri yani sevdiği işler…

 

6)      Okulda öğrencilerinizin bilmediği yönleriniz neler?

 

Okulda eğer öğrencilerimin bilmemesi gereken yönlerim varsa bunları yine bilmemeliler. Mesela çok affedici olduğumu… Başkaca bazı yönlerim vardır, öğrenciyi tartan, onu takip eden özelliklerim gibi… Çünkü öğrenci sadece okula gelmesi ve ders çalışması ile öğrenci değildir. Okul dışındaki uğraşları, dinledikleri müzikler, yolda giderken birine yardım etmesi bunlar benim için önemlidir. Bazen öğrenciler için sadece öğretmen gibi gözüksem de yörenin şartlarını iyi bildiğimden onları anlayabiliyorum. Çünkü bende aynı ilçenin aynı okulunda okudum, aynı köylerini gezdim. Öğretmen her şeyden öte iyi bir gözlemci olmalı… Ben oldum mu? Elbette henüz olamadım. Ama bunun için uğraşıyorum. 

 

7)      Bekâr olduğunuzu biliyoruz. Eğer evlenmeyi düşünüyorsanız ne zaman olabilir?

 

Bu tarz şeylerin zamanı olmaz… Bakarsınız bir gün derse gelir şu yaz düğünüm var, gelin derim. Belki de demem. Kaza yapmak gibi bir şey evlenmek ne zaman olacağı belli olmaz.

 

 

8)      Keles’ten vazgeçer misiniz?

 

İnsan çok sevdiği şeylerden vazgeçebilmeli. Ama bunu niçin yaptığı önemli… Vazgeçtiği değerlerin iyiliği için yapıyorsa buradaki vazgeçme hayırlı bir vazgeçmedir. Ama Keles’i unutmak söz konusu olursa, oradaki değerlerini görmezden gelirse insan o zaman vefasızlık etmiş olur. Kelesli olmak, Keles’te yaşamak bunlar çok farklı şeyler değil. Nerede yaşıyorsan oranın kahrını çekmelisin. Ama yürekli insanları da kendimize benzetiyoruz bazen. Keles’i anlamak çok güç farklı bir sosyal yapısı var. ‘İki Yüzlü Keles’ diye bir yazı yazmıştım. O yazıdaki Keles’i okumak lazım. Keles dediğim gibi bazen kabuğunu kırar, bazen de kabuk üstüne kabuk bağlar. Bunun ayrımını iyi düşünen Kelesliler yapacak. Keles’in etiketi o zaman şekillenecek. O zaman Bursa yolu kısalacak, o zaman kirazınız kabzımallarda hor görülmeyecek… Her şey kafa’da…

 

9)      Keles’i bir şehir sayarsak; köy yaşantısı mı, şehir yaşantısı mı?

 

Artık köylerdeki durumu biliyoruz. Bazı köyler vardır aradığınız bir şeyi bulamazsınız ama çok sıcakkanlıdır. Bazı köyler vardır aradığınız her şey vardır ama şehirleşmiştir artık. Keles benim için büyükçe köy gibi. Keles’i şehir saymak içimden gelmiyor. Bazen kıvrımlı yolları hiç bitmesin istiyorum, bazen yollara nefretle bakıyorum.

 

Keles’i anlamak zor bir o kadar da kolay… Keles’te yaşamak zor ve bir o kadar da kolay. Kelesli soruları çok da sevmiyorum. Keles işte ne olursa olsun memleket… Bursa’ya gidince özlenilen yeşillik… Soğuk bir o kadar da sıcak ilçe…


BİRGÜN ANLARSIN


Uykuların kaçar geceleri, bir türlü sabah olmayı bilmez.
Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya,
Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında
Ne çarşaf halden anlar ne yastık.
Girmez pencerelerden beklediğin o aydınlık.
Onun unutamadığın hayali,
Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine.
Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu.
Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin.
Gün gelir de sesini bir kerecik duyabilmek için,
Vurursun başını soğuk taş duvarlara.
Büyür gitgide incinmişliğin kırılmışlığın.
Duyarsın,
Ta derinden acısını, çaresiz kalmışlığın.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin.
Niçin yaratıldığını.
Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini.
Uzun uzun seyredersin aynalarda güzelliğini.
Boşuna geçip giden günlerine yanarsın.
Dolar gözlerin, için burkulur.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın tadını sevilen dudakların.
Sevilen gözlerin erişilmezliğini.
O hiç beklenmeyen saat geldi mi?
Düşer saçların önüne, ama bembeyaz.
Uzanır, gökyüzüne ellerin.
Ama çaresiz,
Ama yorgun,
Ama bitkin.
Bir zaman geçmiş günlerin hayaline dalarsın.
Sonra dizilir birbiri ardına gerçekler, acı.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın hayal kurmayı;
Beklemeyi, ümit etmeyi.
Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir
Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi.
Lanet edersin yaşadığına...
Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın.
O zaman bir çiçek büyür kabrimde, kendiliğinden.
Seni sevdiğimi işte o gün anlarsın.

 ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

20 Ekim 2009 Salı DağSes Gazetesi

Çobanımsı Yalnız, Ahmet Zekâi

Suskun bakışı, kederli duruşu ve sosyal mizacı ile Keles'in, Dağ Yöresi'nin ve Bursa'nın bıçkın delikanlısı.

Sosyal duyarlılığını şiirlerinde yansıtan güzel insan... Meşe çıtırtısı, ardıç kokusu, Tepel, Alaçam...

Amansız coğrafya, rüzgârların en esriği, savruğu... İnsanların en yalnızı, yalnızların tek başına oluşturduğu kalabalık...

Dağ dibinde evliya olsan ne olur kıymetin bilinmedikten sonra, derler ya... İşte onun gibi bir şey Keles'te Ahmet Zekâi Yıldız olmak!

Sudanlı Küçük Kızı yazmak, gençliği ve Anadolu'yu yazmak... Hepsi birleştiğinde Ahmet Zekâi olmak, sonra yaşamak.

Şiiri ile ne güzel anlatmış kendini:

"Yeryüzü yemyeşil, / Gökyüzü masmaviymiş.

Işıl ışılmış her taraf, / Yıl bindokuzyüzaltmış.

Haziranın biriymiş./ Günlerden de cuma..
Saat bilinmez ama  /Güneş denize düşmüş.

Duyulmamış bu doğumda, /Ne bir ses,
Ne bir çığlık.

Dünyaya gelen, / Yedi aylık bir çocuk.

Biri demiş:'Bu ölür.' / Diğeri ise:'Belki büyür.'

Soranlara denilmiş. / 'Belenarı bir oğlan, el gibi...'
Adı, Ahmet / Bir de Zekai...

Olmuş Ahmet Zekai."

Şiirlerinde yer etmiş, kullandığımız kelimeler, Türkçe ve eşsiz bir kültür.

Ahmet Zekai Yıldız resim öğretmeni ve Anadolu'nun çeşitli yerlerinde öğretmenlik görevlerinde bulundu. Sayısız resim sergileri, heykel çalışmaları ve şiir kitabı kültürel etkinliklere oldukça sahip çıkan! Keles tarafından ilgiyle izlendi. Öyle bir ilgi ki düşman başına dedirtecek cinsten!

Çobanımsı Yalnızlıklar ismiyle şiir kitabı yayımladı. Çobanımsı Yalnızlar şiir dizisinin 3 numaralı şiiri ise şöyle:

Şimdi aşk bahçemin etrafına
Neden niçin nasıllarla,
Kapısı olmayan
Dikenli teller çekiyorum.

Anılardan yaptığım
Darağacına asılı,
Masum yüzlü sevdaları
Düşlüyor ve özlüyorum.

Şimdi çobanımsı yalnızlıklarda;
Kurumuş çiçeklerimin hüznüyle,
Bir daha gelmeyecek baharı
Umutsuzca bekliyorum. "

 

Bu şiir üniversite yıllarımda odamın duvarında epeyce bir zaman asılı kaldı. Şimdi sınıfımda coğrafyayı anlatan şiirlerini öğrencilerime okuyorum.

Dağlı şiirinin mahcupluğunu görüyorum yüzlerinde.

Belki ben de anılardan yaptığım ve darağacına asılı masum yüzlü sevdaları düşlüyor ve özlüyorum ya da ne bileyim yazdığı Dağlı Öykülerin devamını bekliyorum.

 Her şeyden öte bizlere susmamayı öğrettiği için ona teşekkür ediyorum.

 O da biliyor ki şairleri haykırmayan bir millet, Sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir...

 

Ekim 2009 Keles Güncel Gazetesi

Keles'te okumak, Keles'i okutmak...

Şu günlerde ilköğretimi bitirip ortaöğretime başlamayan öğrenciler kafamızı kurcalıyor. Öğrencilerle neredeyse tek tek görüşüyoruz.

Keles Kaymakamı Akın Ağca'nın da desteğini alarak onlara yardımcı olmaya çalışıyoruz. İlçe Milli Eğitim Müdürü, Okul Müdürü, Müdür Yardımcıları ve öğretmen arkadaşlarla.

‘Ne yapabiliriz'in peşindeyiz. Keles'e ilçe merkezinin yanı sıra köylerden, Bursa'dan ve uzak diyarlardan gelen öğrenciler mevcut.

Okumayan öğrenciler neden okumuyor bunu sorguluyoruz. Nedenler çok çeşitli: maddi, manevi...

Biri ise: çocuk okumak istemiyor hocam, o zaman okumasın! diyor.

Diğeri kalacak yer bulamamış, bir diğeri gidecek servis... Sorunlar uzayıp gidiyor.  Tüm bunların yanında bir de okumaya heves etmiş ve kaydını yaptırmış olan lise öğrencileri var.

İlköğretimde yapılan Kelesli köylü ayrımından kurtulup lisede aynı sıralara oturabilenler var. Bu noktada sen aşağı okuldansın sen yukarı okuldansın durumu olmamış. Forma renkleri de ayrılmıyor turuncu mavi diye.

Okumaya çalışan öğrencilerin de barınma problemi oluşmuş. İmam Hatip Lisesi bunu bir şekilde çözmüş. Yurdu ve evleri sayesinde ayrıca yardımseverlerin de yardımını alarak...

Ama Keles ÇPL'nin böyle bir imkânı olmadığı için İmam Hatip Lisesinin yurduna yönlendiriyor öğrencileri yönetmelik ise önce yurdun bağlı bulunduğu okulun öğrencisini barındırıyor.

Bunun neticesinde Keles ÇPL'de okumak isteyen bazı erkek öğrenciler açıkta kalıyor.

Buraya kadar her şey normal. Açıkta kalmalarının sebebi ise: İmam Hatip Lisesinin dışarıdan öğrenci transfer etmesi.

İmamlarla ve müftülerle görüşülerek Keles'e 30 civarında öğrenci getirilmiş. Elbette öğrenci gelmesine hiçbir diyeceğimiz olamaz. Ama ÇPL öğrencilerinin de bulunduğunun söylenmesi ve dışarıdan gelecek öğrencilerin bu sıkıntının çözülmesinden sonra gelmesi daha uygun olmaz mıydı?

Öğrenciler ise kalacak yer bulamamaları durumunda ya okumaktan vazgeçecekler ya da Keles'ten başka bir yere gitmek durumunda kalacaklar. İlçede bulunan kız yurdu problemine erkek yurdu problemi de eklenince işler hiç de iyi gitmiyor.

Söylenenler ise seneye daha çok ÇPL öğrencisinin açıkta kalacağı. Çünkü kazanılmış hakkı olarak yurtta halen kalan öğrenciler var.

Yurt İHL yurdu, söylenecek pek fazla bir şey yok. Ama dışarıdan transfer yapılana kadar ilçede öğrencilerin durumu da istişare edilseydi daha iyi olurdu.

‘Şimdiye kadar ÇPL öğrencisi kalıyordu ya' mantığıyla hareket etmek hiç de hoş değil. Dışarı da kalan öğrenciler İHL öğrencisi de olabilirdi, dışarıdan gelen ÇPL öğrencisi de... Benim öğrencilerim dışındakilerden bana ne demek eğitimcilere yakışmasa gerek. ‘Biz yıllardan beri köyleri geziyoruz ve velilerle görüşüyoruz' diyenler görüşülemeyen velileri hiçe sayıyor.

Kelesli olmanın verdiği sorumluluğu ve batının güneydoğusu olan köylerimizin burun sızısını, yürek ağrısını Keles'e doğu hizmeti yapmak için gelenler anlayamıyor.

Hepsi bizim öğrencimiz ama herkes önce kendi kapısının önünü temizleyecek olmasının bilincinde olmalı.

Mektup Yazan Genç

14/10/2009

13 Ekim 2009 Salı DağSes Gazetesi

Keles'e bir milletvekili geliyor. Hani uzun zamandır da uğramamış. Hasret kalmışız kendisine. Arabasını şoförü açıyor ve inince kucaklaşıyor partilileriyle. Selam veriyor kahvedekilere.

Ama halini ona arz edemeyenler de var.

Parti toplantısına girmeden önce uzaklardan bakan derin ve sessiz gözler, vekilin ağır ama kararlı adımlarını izliyor.

Mustafa Bektaş temkinli. Yaşar Keskin neşeli. Taksici Arif abi yıllar önce kaybetmiş eski dostunu bulmuş gibi.

Öteki partililer omuzlarına çöken yorgunluklarıyla izliyorlar telaşeyi.

Düğün salonu tadilatta. Tuğla parçaları ve talaş kokuları arasında geçiyor toplantı.

Önce ilçe Başkanı Yaşar Keskin konuşuyor, sonra Belediye Başkanı Bektaş ve sonra Ali Kul...

Ali Kul Menderes'ten, Özal'a; Özal'dan Erdoğan'a uzanan halkın adamlarından bahsederken halini anlatamayanların sayısı artıyordu.

Oysa o, ‘her an ulaşabilirsiniz' derken telefonlarının gece bile açık olduğunu söylüyordu.

Beni parti toplantısı çok da ilgilendirmiyor, dışarıdan görünenler kabataslak böyle...

Beni asıl ilgilendiren Ali Kul'a verilmek üzere bir genç tarafından yazılan mektup!

Peki, bu mektupta ne yazıyordu. Aşk mı, sefalet mi, ıstırap mı, hastalık mı? Hangi derde çare olunması bekleniyordu?

Mektup bir genç tarafından yazıldığı için daha önemli.

Hem de okumuş bir genç... Öyle vasıfsız biri de değil.

Cumhurbaşkanının önüne atılıp iş bulan gençlere inat daha medeni bir yol seçilmiş.

Ancak buna rağmen Yörük olmanın dayanılmaz gururu ve devlete gücenmeme olgusu mektubun Ali Kul'a ulaşmasını engellemiş.

Sözün kısası yazılan mektup Ali Kul'a ulaşamamış.

Ne yalan söyleyeyim ben mektuba ulaştım.

Mektup sade bir dille yazılmış. İçten ve bir amcaya, dayıya, dedeye yazılır gibi duygulu.

Mektubun içeriğine gelince: aslında içerik çok da önemli değil.  Çünkü gençlerin sıkıntısını siz benden daha iyi biliyor olmalısınız. Eş diyenleriniz olabilir, gülümserken.

Ben size bir ipucu vereyim. Ya da bir sıralama vereyim. İş, aş, eş sıralamasının daha henüz başında olan gençlerden biri.

Fazla da uzatmaya gerek yok. Mektup yazan genç mektubunu da verebilirse sonraki aşama gerçekleşecek.

Mektup okunacak, değerlendirilecek, iş bulunacak, eş bulunacak...

Ecek, acak, yapılacak!

06 Ekim 2009 Salı DağSes Gazetesi

Ankara'da Temsilcimiz mi Olacak?

Çok fazla bilmiyorduk kendisini. Ta ki esnaflar kervanına katılana kadar. Hoş sohbeti, mütevazılığı ve gençliğe yaptığı ağabeyliği... İşte bunlara bir de çayının doyumsuz lezzeti eklenince Keles'in vazgeçilmez simalarından biri oldu.

Sadece Keles'in mi? Elbette değil. Dağ yöresine yaptığı katkılarla belki de neşeli siyasetçiliğin ilk örneğini bizlere sundu. Onun kişiliğinde, onun ikliminde kırgınlıklar eridi gitti. Keles'in gençlerini toplamasıyla iktidar partisinin ilgisini çekse de o yıllardır sevdasında yatan partisinden vazgeçmedi. Ve şimdilerde Ankara'ya doğru göz kırpıyor. İçimizden biri Keles'i, Dağ Yöresini Ankara'da temsil etme gücüne ulaşacak.

Demokrat Parti Gençlik Kolları Genel İdare Kurulu üyeliğine seçilmesine beklediğimiz Kelesli Halil İbrahim Bilgit şimdilerde daha yoğun günler geçiriyor.

Yörede oluşan bu hava ile birlikte özlediğimiz genç siyaset de başlamış olacak. Bursalı eski bakanlardan Barlas Küntay'ın oğlu Burak Küntay'ın yeniden aktif siyasete dönmesi yöremiz için de umut dolu gelişmelere gebe olacak. İşte bun gelişmelerden biri 1997 yılından beri aktif siyasetin içinde yer alan Halil İbrahim Bilgit'in Demokrat Parti Gençlik Kolları Genel İdare Kurulu'na girmesi olacak. Yani bu gelişmeyle birlikte Ankara'da etkin bir temsilcimiz olacak. Burak Küntay'ın genç ve dinamik yapısıyla birlikte partinin akil adamları tarafından da çok sevilmesi bir zamanlar gündeme gelen Demokrat Parti Genel Başkanlığı için adının geçmesi Halil İbrahim Bilgit'in de siyasi gelişiminin önünü açıyor.

Aynı zamanda Bahçeşehir üniversitesinde ders veren Burak Küntay dededen itibaren gelen siyasi geleneğini çağın yenilikleriyle birleştirerek DP'nin Gençlik Kolları Başkanlığına soyunacak.

Belki de bilgi birikimi ve bugüne kadar yaptıklarıyla Gençlik Kolları Başkanlığına üç-beş gömlek büyük gelecek.

Eski DYP'liler onun yerinin Genel Başkanlık olduğu konusunda birleşiyor. DP tabanı da bu girişimi duydukça oldukça heyecanlanıyor. İsmi kirlenmemiş birinin enkazdan yeni bir bina inşa edeceğini düşünüyorlar.

Bu noktada görüşlerine başvurduğumuz Halil İbrahim Bilgit ise gidişattan hayli umutlu. DP'nin genç siyasetçilerle yeniden dirileceğini söylerken şu mesajı veriyor: "1997 yılında başladım aktif siyasete, köyleri gezdim, ilçede durdum ve iki seçim atlattım. Sonra dört dağ ilçemizin Bursa DYP Gençlik Kollarında temsilcisi oldum. O zaman tanıştım Ankara'yla... Yöre halkımızın birbirini yiyerek bir sonuca ulaşamayacağını anladım. Siyasetin Ankara'da yapılmasıyla bazı şeylerin çözüleceğini gördüm. Ve yerel sıkıntıların merkezde bu şekilde değerlendirileceğini fark ettim. Eğer ki bizlere de bu görevler nasip olursa inanıyorum ki yöremize daha iyi hizmet gelecek. "

Ne diyelim yöremizden keşke her partiden böyle genç arkadaşlarımız çıksa. Ve geride kalanlara yardımcı olsun.

Çıktığı bu yolda Halil İbrahim Bilgit'e başarılar dilerken sözlerinin ve şimdiye kadar yaptığı siyasetin ve söylemlerinin büyüklere örnek olmasını dileriz.

Özlediğimiz kardeşçe siyaseti böyle samimi duyguları olan gençler başaracaksa büyükler biraz dinlensin.

Gençlere biraz daha güvenmek sanırım her büyükten isteyeceğimiz bir istek

Eskiden para isterdik şimdilerde biraz güven istiyoruz.